Fırsat Reyonu

Buz gibi bir havada, işe gitmek için evden aynı saatte çıktınız. Ofise geldiniz ve paltonuzu aynı askılığa astınız. Ofisinizin kapısını açıp, ceketinizi her zamanki koltuğunuzun arkasına koydunuz. Bilgisayarınızı açıp şifresini girdiniz ve yine ilk önce birikmiş e-postalarınıza bakıp “birazdan başlarım” dediniz. 

O esnada kalkıp her zamanki kulplu bardağınızla kendinize bir bardak çay aldınız. Demli sevdiğiniz için yarıdan fazlasını çay ile doldurup, az bir bölümüne sıcak su kattınız. Tatlandırıcınız bittiği için kafeteryadan farklı bir tatlandırıcı almak zorunda kaldınız. Her zaman kullandığınızın tadında olmadığı için biraz rahatsız hissettiniz. 

Tam çalışmaya başlayacakken, karşı ofisin duvarının arkasından matkap seslerini duydunuz. Normalde kapınız açık çalışırsınız ancak bu sefer kapıyı kapatmak zorunda kaldınız. Biraz daha rahatsız oldunuz…

Bazen her gün yaptığımız rutin şeylerde en ufak bir aksama olsa dahi huzursuz veya rahatsız oluruz. 

Sizin de hiç başınıza geliyor mu?

Bu bir anlamda kendimize yarattığımız konfor alanlarından çıkmak zorunda olmamızdan kaynaklanıyor.

Buna en güzel örneklerden biri de spor salonuna gitmek konusudur.

Sürekli spora giden biri olarak bir süre ara vermeniz gerekirse, yeniden spora gitmeye başlamak çok zor gelir ve o ilk adımı atmak ciddi bir probleme dönüşür. Sonra bir bakmışsınız günler, haftalar geçmiş.

Ne zaman gitmeye niyetlenseniz hep bir “yarın giderim” sözüyle birlikte kendinize sebepler yaratır ve mantığa bürünmesini sağlarsınız.

Hepimizin kendini rahat hissettiği alanlar var. Bu, sadece insanların değil, canlıların doğasında var. Fakat bazılarımızın konfor alanları çokça dar iken, bazılarımızın alanları çok geniş olabiliyor.

Örneğin bazılarımızın alanları ofislerindeki masalarından ibaret iken, bazılarımızınki yaşadığı ev veya şehir olabiliyor. Böylece “evcimen” olabiliyor, seyahati fazla sevmeyebiliyoruz.

Aynı saatte evden çıkmak, paltomuzu aynı yere asıp aynı bardakla aynı demde çay almak gibi hareketlerin hepsi aslında konfor alanımızın birer parçası.

Konfor alanı stressiz bir ortamdır. Ancak stres, sanılanın aksine her zaman kötü değildir. Aynı zamanda harekete geçirici bir güçtür. Örneğin bulunduğunuz ortamda yiyecek biterse yaşanacak aç kalma stresi sizi harekete geçirir ve buzdolabına yöneltir. Böylece film izlerken oturduğunuz koltuktaki konfor alanını terk edip buzdolabına doğru yönelirsiniz. Burada önemli olan, stresi itici bir güç olarak kullanıp arkanıza alabilmektir.

Peki ya konfor alanımızın ötesinde neler var?

Bizi yepyeni keşiflerin beklediği, gelişmemizi sağlayan harika bir alan var. Bu alana “Öğrenme Alanı” deniyor. Bana göre aslında bu bir “Fırsat Alanı”.

Bu alanı,  limandan ayrıldıktan sonra karşımıza çıkan alanımız gibi düşünebiliriz. Burada dünyayı tanımaya başlıyoruz. (Örneğin; şirketlerdeki "cross-training" çalışmaları fırsat alanları için idealdir.)

Panik alanları ise fırsat alanlarından sonra, sınırların ötesindedir. Eğer yeterince hazır olmadan fırsat alanlarını pas geçip hızlıca bu alana geçerseniz panik ve endişe artacak, öğrenme faslı yerini hayatta kalmaya bırakacaktır. 

Canınızı kurtarmaya çalışırken kolay kolay yeni şeyler öğrenmeyi düşünemezsiniz. Başka bir deyişle suda panikle çırpınırken “ben acaba şu anda bu tecrübeden ne öğreniyorum?” diye düşünmek pek akla gelmez. 

Bu alana çıkılacaksa bile iyi bir planlama yapmak ve gerçekten bu alana çıkmaya hazır kişilerle yola çıkmak gerekiyor.

Bazı yöneticiler, çalışanlarının gelişimi için konfor alanlarına müdahale ederler. 

Bu, aslında bir nevi yüzme öğrenmek için çocuğunuzu ufak havuzda alıştırmadan denize bırakmak gibidir. 

Eğer iyi planlanırsa, ufaklık gelecekte iyi bir yüzücü olacaktır. İyi planlanmamış ise belki de hayatı boyunca denizden, hatta belki de sudan korkacaktır.

Çalışanlarınızın konfor alanlarının dışına çıkmaları üzerine çalışırken şunlara dikkat etmekte fayda var:

  • Konfor alanlarının dışına çıkma noktasında doğru planlama ve organizasyon. (Her çalışanı kendi içinde değerlendirerek bireysel özelliklerine göre plan ve gelişim projesi hazırlamak)
  • Konfor alanlarının dışına çıkmasını istediğiniz çalışanlarınızı motive etmek ve cesaretlendirmek.
  • Çalışanlarınıza çözmeleri için problemler vermek. (Böylece konfor alanlarından çıkarak harekete geçecekler ve kendi yöntemlerini keşfedecek fırsatları olacaktır.)
  • Konfor alanı sonrası, öğrenme ve panik alanları arasındaki denge ve mesafeyi korumalarını sağlamak.
  • Kontrol esnasında çalışanlarınıza hem yakın hem de uzak durmak. (Bir koç gibi yol arkadaşlığı yaparken, kendi yollarını kendilerinin bulması noktasında tüm inisiyatifi onlara bırakmak)
  • Sabırlı olmak ve tüm gelişimi tek seferde gerçekleştirmelerini beklemek yerine, sindirerek ve zamana yayarak deneyimlemelerine fırsat tanımak.

Siz de kendi konfor alanlarınız üzerinde biraz düşünüp, bir liste yapmak ve sonrasında bu alanların bir adım ötesindeki fırsat alanlarında nasıl bir macera olduğunu keşfetmek istemez misiniz? Belki sonrasında bunları çalışanlarınızla da uygulamayı denersiniz.

Ayrıca mağazalardaki en ilgi çekici reyonlar, “Fırsat Reyonları” değil midir?

Bu web sitesi, tarama deneyiminizi geliştirmek ve kişiselleştirilmiş öneriler sağlamak için tanımlama bilgileri veya benzer teknolojiler kullanır.
Web sitemizi kullanmaya devam ederek Gizlilik Politikamızı kabul etmiş olursunuz.